“Mühür kalbe yakın durursa, vesvese uzak durur… Göğsünde Mühr-ü Süleyman’ı, gönlünde ferahlık temasını taşıyanlara…”
Tarih boyunca Hz. Süleyman (a.s.)’a nispet edilen Mühr-ü Süleyman sembolü; farklı geleneklerde “korunma, denge ve vakar” temalarıyla anılagelmiştir. Bu nadide kolye formu ise, sembolün kalp ve sadr (göğüs) bölgesine yakın taşınması fikrinden ilhamla tasarlanmıştır. Yeşil taşın (zümrüt/akik tonu) dingin ve sıcak anlatısı; mührün sembolik “muhafaza” vurgusuyla bir araya getirilerek, gerdanda taşınan anlamlı bir hatırlatıcı hâline getirilmiştir.
Geleneksel yorumlarda takının bedendeki konumu, “niyetin yönü”yle ilişkilendirilir. Bu yaklaşımda yüzük daha çok “amel ve duruş”u, kolye ise “gönül ve iç âlem”i temsil eden bir sembol dili taşır.
Rivayet ve tecrübe aktarımı niteliğindeki metinlerde, göğüs bölgesine yakın taşınan bu tür sembollerin şu niyetlerle kullanıldığı ifade edilir:
Bu eser, havas icazetli İslami ilimler uzmanı Abdûlfettah Hoca’nın riyasetinde; gelenekte önem verilen eşref saatleri anlayışı dikkate alınarak hazırlanmıştır. Üretimde taşın ve metalin doğasına zarar verebilecek yakıcı/bozucu işlemler tercih edilmeden; mühür formu ve detaylar el işçiliği (kazıma/oyma) ile işlenmiş, taşın yüzey bütünlüğü ve işçiliğin netliği korunmuştur.
Kolyenin arka yüzeyi ve taş yuvası, kullanımda tenle teması destekleyecek şekilde kurgulanmıştır. Bu tercih; ürünü “aktif bir iddia” yerine, gün içinde niyeti tazeleyen bir hatırlatıcı olarak konumlandırır.
Sırlı Sepet yaklaşımında esas; faydayı bizzat eşyaya yüklemek değil, hayra vesile niyetiyle bir hatırlatıcı taşımaktır. Koruyan, ferahlatan ve kalbe nûr veren yalnızca Allah’tandır; bizler yalnızca vesileyiz.